Bir fermuarın nasıl çalıştığını biliyor musunuz? Çoğumuz hemen "evet" deriz. Sonra biri bunu adım adım anlatmamızı ister ve ikinci cümlede takılırız. Psikologlar bu durumu deneylerle de göstermiş: insanlar gündelik nesneleri ne kadar iyi anladıklarını sistemli olarak abartıyor ve bunu ancak açıklamaya çalışınca fark ediyor. Düşünme becerilerini geliştirmenin ilk adımı da tam olarak bu: ne bildiğimizi sandığımızla gerçekte ne bildiğimiz arasındaki farkı görmek.
Düşünme becerileri dediğimiz şey ne?
Tek bir beceri değil, birbirine bağlı bir grup. Okul müfredatlarında ve psikoloji kitaplarında genellikle şunlar öne çıkıyor:
- Problem çözme: Bir hedefe giden yolu bulmak, özellikle yol belli değilken.
- Eleştirel düşünme: Bir iddiayı kabul etmeden önce dayanağını sorgulamak.
- Analitik düşünme: Karmaşık bir şeyi parçalarına ayırıp aralarındaki ilişkiyi görmek.
- Yaratıcı düşünme: Alışılmış çözümün dışına çıkabilmek.
- Kendi düşünceni fark etmek: Psikolojide üstbiliş deniyor. "Bunu gerçekten anladım mı?" diye sorabilmek.
Bunların hepsi zekayla ilişkili ama zekayla aynı şey değil. Zeki birinin de aceleci, önyargılı ya da kendinden fazla emin düşündüğü çok olur. İyi haber şu ki düşünme alışkanlıkları, zekanın kendisine göre değişime çok daha açık.
Önce rahatsız edici bir gerçek: bilgi olmadan düşünme olmaz
"Eleştirel düşünmeyi öğren, her konuda iyi düşün" fikri kulağa hoş geliyor ama pek böyle işlemiyor. Bilişsel psikologların uzun süredir vurguladığı bir nokta var: düşünme becerileri büyük ölçüde alana bağlı. İyi bir doktor bir hastalık hakkında son derece eleştirel düşünebilir, ama bir yatırım teklifini değerlendirirken sıradan biri kadar kolay kandırılabilir.
Sebebi basit. Bir iddiayı sorgulayabilmek için neyin makul olduğunu bilmeniz gerekir. Bir ilacın "üç günde kilo verdirdiği" iddiasındaki tuhaflığı fark etmek, vücudun nasıl çalıştığı hakkında biraz bilgi ister. Yani düşünme becerilerini geliştirmenin yollarından biri, ne kadar sıkıcı gelse de, ilgilendiğiniz konularda sağlam bilgi biriktirmek. Bilgi ve düşünme birbirini besliyor.
Yine de bazı alışkanlıklar alanlar arasında taşınabiliyor. Aşağıdakiler onlardan.
Problem çözmeyi geliştirmenin yolları
Matematikçi George Pólya, problem çözme üzerine yazdığı klasik kitabında birkaç basit soru öneriyordu. Aradan onlarca yıl geçti, hâlâ işe yarıyorlar.
Problemi kendi kelimelerinizle yeniden anlatın. Pek çok hata, soruyu çözmekten değil, soruyu yanlış anlamaktan çıkıyor. "Elimde ne var, benden ne isteniyor?" sorularına net cevap veremiyorsanız çözmeye başlamak için erken.
Büyük problemi küçük parçalara bölün. Hanoi Kuleleri bunun en güzel örneklerinden. Beş diski taşımak gözünüzü korkutur. Ama dört diski nasıl taşıyacağınızı biliyorsanız, beşincisi sadece bir adım daha. Dördü için üçü, üçü için ikiyi düşünürsünüz. İş hayatındaki büyük projeler de aynı mantıkla çözülüyor.
Daha basit bir versiyonunu deneyin. Bir problemde takıldığınızda sayıları küçültün, koşulların birini kaldırın. Basit hali çözdüğünüzde, asıl problemin mantığı çoğu zaman kendini gösterir.
Sondan başa doğru düşünün. Bir labirentte çıkıştan geriye bakmak, bir su kapları bulmacasında "hedef miktara ulaşmadan hemen önce kaplarda ne olmalı?" diye sormak, ileri doğru deneme yanılmadan çok daha hızlı sonuç verebilir.
Bir süre bırakın. Uzun süre aynı yere baktıktan sonra ara vermek, bazen problemin farklı görünmesini sağlıyor. Bu her zaman işe yaramıyor, ama zorla ilerlemeye çalışmaktan genellikle daha verimli.
Eleştirel düşünme: kendi aklımıza da şüpheyle bakmak
Eleştirel düşünme denince çoğu kişinin aklına başkalarının iddialarını sorgulamak gelir. Daha zor olanı, kendi inançlarımızı sorgulamak.
İnsan zihninin iyi bilinen eğilimlerinden biri, zaten inandığı şeyi doğrulayan bilgiye daha çok dikkat etmesi. Buna doğrulama yanlılığı deniyor. Bir diyete inanan biri, işe yaradığını gösteren hikâyeleri hatırlar; işe yaramayan onlarca denemeyi unutur. Bu, zekayla ilgili bir kusur değil. Herkeste var.
Buna karşı kullanılabilecek basit bir alışkanlık: bir konuda karar verdiğinizde, "Yanılıyorsam bu nasıl görünürdü?" diye sormak. Ya da daha somut olarak, karşı görüşün en güçlü argümanını kendi ağzınızla söylemeye çalışmak. Bunu yapamıyorsanız, konuyu henüz yeterince anlamamışsınız demektir.
Gündelik hayatta işe yarayan birkaç soru daha:
- "Bunu nereden biliyoruz?" Bir iddianın kaynağı bir araştırma mı, bir kişinin deneyimi mi, yoksa sadece çok paylaşılmış bir cümle mi?
- "Başka ne açıklayabilir?" Bir öğrencinin notları özel ders aldıktan sonra yükseldiyse, sebep ders mi, yoksa o dönem daha çok çalışması mı?
- "Kaç kişiden kaçı?" "Bu yöntemle iyileşen insanlar var" cümlesi, kaç kişinin denediğini ve kaçının iyileşmediğini söylemiyor.
Kendi düşünceni fark etmek: belki de en önemli beceri
Asıl önemli olan, bir şeyi anladığınızı sanmakla gerçekten anlamak arasındaki farkı görebilmek. Yazının başındaki fermuar örneği bunun için.
Bunun en pratik yolu, öğrendiğiniz bir şeyi başkasına anlatmak ya da yazmak. Anlatırken takıldığınız yer, anlamadığınız yerdir. Öğrenciler için bu fark büyük: bir konuyu tekrar tekrar okumak tanıdıklık hissi yaratır, ama bu his bilgiyle karıştırılabilir. Kitabı kapatıp hatırlamaya çalışmak ise hem eksikleri gösterir hem de bilginin kalıcılığını artırır. Kendini test etmenin öğrenmeye etkisi, eğitim psikolojisinde en tutarlı bulgulardan biri.
Bir de yazmanın kendisi var. Kafanızda net görünen bir düşünce, kâğıda dökülünce boşluklarını gösterir. Önemli bir kararı vermeden önce gerekçelerinizi birkaç cümleyle yazmak, düşünceyi yavaşlatır ve iyi anlamda zorlar.
Bulmacalar ve zeka oyunları işe yarar mı?
Dürüst olmak gerekirse: bir bulmacada iyileşmek, öncelikle o bulmacada iyileşmek demek. Satranç üzerine yapılan çalışmalarda bile, satrancın matematik ya da genel zeka gibi alanlara kayda değer bir aktarım sağladığına dair kanıt zayıf çıkıyor.
Ama bulmacaların başka bir değeri var. Yukarıda anlatılan stratejileri, yani parçalara bölmeyi, sondan başa düşünmeyi, basit versiyonu denemeyi pratik etmek için güvenli bir alan sunuyorlar. Kaybetmenin bedeli yok, geri bildirim anında geliyor.
Bazı bulmacalar belirli düşünme alışkanlıklarını özellikle zorlar:
- Elma zeka oyunu klasik Nim oyununun bir versiyonu. Birkaç kez kaybettikten sonra bir düzen olduğunu fark etmeye başlarsınız. Kazanan stratejiyi kendiniz bulmak, örüntü aramanın ne demek olduğunu iyi gösterir.
- Lights Out'ta her hamle birden fazla ışığı değiştirir. Sonucu tahmin etmeden hamle yapmak işe yaramaz.
- Shikaku ve çizgi bulmacası, bir kısıtın diğerlerini nasıl etkilediğini görmeyi gerektirir. Kesin olan yerden başlayıp ilerlemek gibi bir strateji öğretir.
- Kedi bulmacası ise hedefe en az hamleyle ulaşmayı istediği için plan yapmayı zorlar.
Buradaki püf nokta, bulmacayı çözdükten sonra bir dakika durup "Bunu nasıl çözdüm?" diye sormak. Strateji fark edildiğinde başka yerlere taşınma ihtimali artıyor. Fark edilmediğinde ise sadece bir bulmaca çözmüş oluyorsunuz.
Çocuklarda düşünme becerileri nasıl desteklenir?
Çocuklar için en etkili araçlar genellikle en basit olanlar. Birkaç alışkanlık fark yaratabilir:
Cevap yerine soru verin. Çocuk bir şey sorduğunda hemen cevaplamak yerine "Sen ne düşünüyorsun?" ya da "Bunu nasıl öğrenebiliriz?" diye sormak, düşünme işini ona bırakır.
Tahmin oyunları oynayın. "Bu kavanozda kaç fasulye var sence?", "Markete yürüyerek kaç dakikada gideriz?" Sonra birlikte kontrol edin. Tahminin nereden geldiğini konuşmak, akıl yürütmenin ilk adımı.
Yanılmaya izin verin. Hata yapmaktan korkan çocuk düşünmek yerine doğru cevabı tahmin etmeye çalışır. "Yanlış oldu ama neden öyle düşündüğünü anlat" demek, düşünme sürecini sonuçtan daha değerli kılar.
Günlük işleri birer problem olarak paylaşın. Yemek tarifini iki kişiden dört kişiye çevirmek, bir yolculuk planlamak, bir oyuncağın neden bozulduğunu bulmak... Bunlar ders kitabındaki problemlerden çok daha gerçek ve akılda kalıcı.
Yaşa göre oyun önerilerini çocuklar için zeka oyunları yazısında topladık.
Düşünmeyi zorlaştıran şeyler
Bazen düşünme becerilerini geliştirmenin yolu yeni bir şey eklemek değil, engelleri kaldırmak. Uykusuzluk karar verme ve problem çözmeyi belirgin şekilde bozuyor. Sürekli bölünen bir dikkat, derin düşünmeye zaman bırakmıyor; bir problemin üzerinde yirmi dakika kesintisiz durmak, iki saat bildirimler arasında gidip gelmekten daha çok iş çıkarabiliyor. Dikkatin düşünmeyi nasıl etkilediğini dikkat, zeka ve algı yazısında daha ayrıntılı anlattık.
Bir de acele var. Hızlı karar vermek her zaman kötü değil, ama önemli konularda ilk akla gelen cevap çoğu zaman en kolay olandır, en doğru olan değil. Kendinize sadece "Bir dakika, emin miyim?" diye sormak bile bazen yeterli.
Kendi akıl yürütme becerilerinize genel bir bakış atmak isterseniz IQ testi iyi bir başlangıç noktası. Sonuç resmi bir puan değil, ama hangi soru tiplerinde rahat, hangilerinde zorlandığınızı görmek, nereye odaklanacağınız konusunda fikir verebilir. Daha fazla bulmaca için zeka oyunları sayfasına göz atabilirsiniz.